Balçova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balçova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.25.2009

24 Ağustos - Long Weekend


Arkadaşlarımla olmayı seviyorum. Dahası Lost'u da seviyorum! İşte İstanbul'da özlenecek bir şey daha...

Bu haftasonu resmi geçit gibiydi ve yapmak istediğim şeylerin başında gelen görüşmelerin pek çoğu yapıldı.

Derya'yı, Özge'yi, Yıldırım'ı, Emre'yi, Seda'yı, Ayşe'yi Gökhan'ı, Mert'i, Zeynep'i gördüm ve Oytun buradaydı.

Gitmeden göreceğim kişiler ve yapacağım işler var tabi hala.

İki belki üç çok değerli öğretmen var görmem gereken ve hazırlanmam gereken bir de sınav.

Dayım da gelecek haftasonu. Sanırım onu da bir gün kadar görebileceğim.

Bugün ise, ani bir kararla izin almak zorunda kaldım çünkü valilik, noter vs. angaryalarının artık yapılması gerekiyordu. İlk kez, gerçekten, gidişimin yaklaştığını hissettim.

Noterdeki kız bi' kaç mühür için yirmi liramı aldı ve 'Vali'de Edip Adıvar'ın üniversiteye yerleşen öğrencilere bir sefere özel verdiği para yardımının kaldırıldığını öğrendim.

Ama yine de bankada hesap açma kısmı bir sorun çıkarmadı.

Bakalım daha neler olacak?..

Dahası adı Oktay Vural olan bir MHP mensubunun Star Haber bülteninde yaptığı bir 'Merhaba ben yeni bir boğazı patlayana kadar konuşup karşısındakini dinlemeyen bir televizyona demeç verebilenim' gösterisini izledim bu akşam. Normalde Star Tv izlediğimden değil ama zapping dedikleri bu işte. Neyse... Bulabilirseniz izleyin o videoyu. Muhabirin telefonu kapatış kısmı baya hoş.

Hadi iyi geceler.

8.17.2009

17.08.09 - Nihayet-i Şehr-i İzmir


Çok koşuşturup hiçbir şey yapmadığım günlerden geçiyorum. Ayın otuzunda İstanbul'a gidene kadar da böyle sürecek gibi bu.

Kayıt olup döneceğim sonra bir kaç gün daha kalıp dersler için gideceğim. Bir nevi temelli gidiş.

Yaşanmayı bekleyenlerin heyecanı mı daha ağır yoksa bırakılanların hüznü mü bilemiyorum üstelik.

Bırakılanları, olanları düşünmemek için elimden geleni yapıyorum ama arka fonda 'Eye Of The Tiger' ve bir sunucu 'Varan Bir... Varan İki... Varan Üç...' anonslarıyla yüzüme çarpan anıları birer birer sayıyor gibi.

Balçova'dan çıkmamaya çalışıyorum. Sırf burada İzmir'in diğer pek çok yerine göre daha az anım var diye.

İstanbul'un yabancı ve anıdan steril sokakları iyi gelecek... Ah şu yurt meselesi olmasa...

Neyse...

Şimdi efendim, İstanbul'da ne bir Derya olacak ne bir Baldan ne bir Özge ne bir Zeynep ne de buraya adını yazsam 'ne bir...' diye okumaktan sıkılacağınız diğer dostlarım.

Özge'yi özleyeceğimi rüyamda görsem gülmekten katılırdım ama heyhat... Ne oldum değil ne olacağım demeliymiş cidden.

Gerçi mutluyum, hepimiz bir yerlere girdik bir şekilde. İstanbul'a giden bi' ben de değilim zaten... Ekin orada olacakmış... Ayşe de... Zaten orada arkadaşlarım vardı ama... Bi' burukluk, bi' benmerkezcilik, bi' bencillik sardı içimi.

Beni bi' Ayda anlar gibi geliyor... Hatta onun hali, sanırım, benden daha muzdarip.

Hayır niye Fransız Dili ve Edebiyatı İzmir'de yok ki? Demek istiyorum ama o da yemiyor... En basit örnek; Derya Çanakkale'de olacak her şekilde...

Hülasa, dağılmak zor işmiş. Ben de bu yüzden, devam da edemiyorum madem, bir arada olduğumuz fotoğrafları koydum işte.

Herkesi çok özleyeceğim.

Not: Şimdi sorarım size ben kime ders vereceğim? Ha? İlayda, Ayşe ve Özge. Sorum size canlarım.
Not 2: Ayda, geçen gün, o sadece ikimizin gittiği gün kaydettiğimiz türküyü dinleyip hüzünlendim. O derece kötüyüm yani. Neyse...

8.03.2009

Uzun Bir Zaman Dilimi - New Penis




Bu yaz uzun süredir yaşadığım en hareketli yaz. Bi' ara leylek falan görmüş olmalıyım.
Hatırlamıyorum.

Her neyse, bu leylek yüzünden klavye ve kaleme dokunabildiğim zamanlar genelde ya reçete arkası dolduruyorum ya da reçete giriyorum.

Şimdi fırsatım varken arayı kapatıp en son ( ve ilk ) yazımdan itibaren aradan geçen olayları aklımda kaldığınca ve uykuma yenik düşmediğimce anlatacağım.

Aile için yapılanlar ya da yapılacaklar her daim ilginçtir.

Benimkiler ise bildiğiniz olağandışı şeyler... Annem mesela, Facebook'a koyacağı fotoğraflarda rötuş yapmamı istemeye başladı bugünlerde.

Öte yandan, daha olağan bir zaruriyet sebebiyle, kuzenimin sünneti için ( ki o pipi yıllar önce kesilmişti aslında )haftasonu Bergama'ya (a.k.a Taşra ) gitmek zorunda kaldım.

Daha en başından aksatmaya başladım burayı, neyse çok okuyan yok nasılsa şimdilik. Hatta bana geçen yazım için 'Okudum' diye geri dönen sadece iki kişi vardı. Onlar da zaten sünnete katıldılar.

Neyse efendim, tek tek anlatmayacağım bu
sefer her günü ama başlıklar var...

Perşembe günü(30 Temmuz 2009) , işteydim malum. Hastalar garip canlılar. Binlerce türü var. Yani Canan Tan kitap yazdı, ne kadar kitap ne kadar değil diye tartışmadım ama öteledim kitabı hep ama... Anlaşılabilir bi' durum. Her gün onlarca kişi geliyor buraya ve sadece sağlık hizmeti değil talep ettikleri. Psikolojik danışmanlık ve hatta yeri geldiğinde de ATM görevi üstleniyor eczacı denilen ( hastanın gözündeki ) ulvi şahıs.

Binlerce türü var dedik... Elli ve üstü yaştaki erkek hastaların 'Viagra' kullanan kesmi ağızda ayrı bir tat bırakıyor... Bu yakınlarda bunun için ayrı bir yazı yazacağım. Ama inanın, sanırım hiçbir sakallıyı dedemiz sanmamalıyız artık.

Canan Tan da verdanafili anlatan bir kitap yazsın. Neyse...

Geçtiğimiz hafta ise tam olarak bir koşuşturmaca ve bulanıklıklar bütünüydü. Güzeldi şüphesiz, son üç haftam eşsiz gidiyor. Yine de güzellik yoruyor bazen.

Bakınca, aklımda kalan bir şey yok oysa iki haftadır neredeyse her gün yazacak bi' dolu şeyim olduğunu düşünüp acı çektim. Sanırım günü gününe yazma konusunda daha
kararlı olmalıyım.

Ama madem yazıyla devam edemiyorum; fotoğraflayayım bari.

Yazıya veremediğim vakitlerimi geçirmemin bir yolu da süper kahramanlık yapmak. Gerçi gizli kimliklerimizi ortaya serdim ama takım arkadaşlarım ve ben saklanmaktan çok sıkıldık diyelim... Kontrast ve blur derken, evet rötuşu biraz abartm
ış kompozisyona biraz gülümseme eklemiş olabilirim ama lütfen bozmayın beni...
Üstte de, Dünya'yı ( İzmir'i ) kurtardıktan sonra dinlenmek için oturduğumuz ve süper takım politikalarımızı tartıştığımız bir anın dondurulmuş hali var. Lost Cafe, Balçova. Evin yakınında bu kadar iyi nargile yapan bir yer olduğunu bilseydim geçen yaz her akşam Alsancak'a gitmezdim. Gerçi, bu sene reşit olana dek bir kaç kez gittiğimde kimlik sorunu... Neyse, güzel mekan ve sıcak çalışanlar. Nargileleri de güzel ve kutu içeceklerin fiyatı gitti
ğim diğer tüm kafelerden daha ucuz. Deneyin derim.

Bahsi geçen sünnette çekilmiş fotoğraflarım henüz elime geçmediğinden onlardan koymuyorum ama o da olacak tabi.

Bir de daha günik ( serbest çağrışım = dakik ) yazmaya çalışacağım.

İyi kalın.

7.30.2009

29.07.09 - Sıradaki

Bi', güne yorgun başladığım günler var bu yaz... Bi' de başlayamadığım.

Arası ya da iyisi yok anlayacağınız...

Dün bi' şekilde, uyumaktan yorulmuş olarak, başladım. Başlamaktan kastım da saatin 08.26 olduğunu görüp işe koştum. Şükür ki iş yakın...

Oradan da annemin iş yerine 'göç' etmek zorunda kaldım zira zamanın herhangi bir devrinde 'göç' etmekte olan kavimlerden biriymişcesine, bit ya da başka bir kaşındırıcı parazit tarafından istila edilmiş gibi kaşınıyordum. Zaten uyandıran da o kaşınmalardı.

Neyse, sonuç olarak temiz çıktım ama o Teleferik yolunu nasıl gittiği mi bi' ben bilirim.

Şimdi antihistaminik kullanıyorum efendim. Uyku yapıyor yan etki olarak...

İş yerindeki müziklerin de ( iş yeri = eczane ) Müslüm Gürses'ten Bergen'e çok seçkin bir yelpaze olduğunu göz önünde bulundurursak, yedi yirmi dört uyuyorum.

İzmir'deki son günlerimde mütemadiyen uyuyorum.

Ben uyurken, gördüğüm kadarıyla insanlar hastalanıyor, Türkiye'de bir şeyler değişiyor, ve bildiğim ilişkiler bilmediğim yollardan geçiyor.

Hastaları geçelim, nasılsa daha sonra bol bol duyulacak yankıları bu sayfalardan.

Türkiye'de de, evet bir şeyler oluyor ama ben niyeyse bunları Ahmet Altan'ın yorumları kadar yoğun görmüyorum. Yani 'Yarınlar bizimdir, bizimdir çocuklar...' naralarına bu kadar yakın olsak bilirdim sanırım... Altan çok pozitif, pek Polyanna.

Gerçi evet, Kürt sorunu konusunda atılan adımları kimse atamadı şimdiye dek. Hiç olmadığımız kadar ileri bir noktadayız belki. Hani bir gün demokratik bir ülke olabiliriz. Ama önce halkın değişmesi gerekiyor. 'Puff.. Demokratiksiniz!' diye büyü yapmayacak birisi bize yani.

Sokaktan ( eczaneden ) gördüğüm kadarıyla, Taraf'ta muştulanan yediden yetmişe sevinçli karşılama yok hiçbir yerde. Daha çok elliden yüz elliye 'Askeri de susturdular' mantığı var dışarıda.

Bir şeyler oluyor ve bu bizim hoşumuza gidiyor ama pek çok insan askerin niye siyasete karışamayacağını anlamıyor hala. Korkum bu yani.

Sakın biz kendi kendimize demokratikleşiyor olmayalım?

İnsanlar daha çok maaşlarına verilen 'yedi yaşındaki çocuk için ayrılan bayram harçlığı zam'la ilgileniyorlar doğal olarak. Yaşlı erkeklerde 'Viagra' ya da türevleri ikinci büyük başlık.

Erkekler demişken...

Yaşlılık garip etkiliyor erkekleri yahu. Çenelerine vuruyor yer çekimine yenik düşmelerinin ağırlığı.

Gençler ayrı bi' gariplik.

Dün, ' Ben bitli miyim anne? ' olayları yaşanırken, annem benim bitlerimi kontrol ederken, aynı evin başka bir odasına iki insan ilişkilerinin kurtlarını döküp çürüp sepetlerine koydular.

Yürümeyen bir ilişkinin bitimi, tüm evi aydınlattı sanki.

Bunu ben söylemiyorum, taraflardan biri söylüyor.

Neyse...

Detaylarını yarın ya da akşam duyacağınız şeyler oluyor şu anda, burada. Hikaye ' Biz ekmeği karneyle alırdık... 'a kadar geldi ama, başlangıcı böyle değildi hiç.

Yarına ya da akşama artık...

Not: Bitlenmedim bakın, önemli bu! Sıcak allerjisi. Kollarım falan da kaşınıyor.