Açıklayamıyorum sanırım, ne Johnny ne de ben aynı yola baş koymuştuk, hem ben taş taşıyacak bir çocuk gibi mi duruyorum?
Her daim yanımdaydı ama kalbinde yatan eminsizlik, kendisinin gözümde var olmak için yeteri kadar iyi olmamasına mahal verdi.
Zor tabi, gerçi gördük işte eminsizliğin yaşama sebebi şahsından emin olmasından kaynaklanıyormuş.
You really exist but it doesn't make sense
That
You will always be somewhere on the
Outside
Mariah Carey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mariah Carey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.08.2010
6.04.2010
Vasiyet-i Nâmüstesna
Bazen keşke amaçlarımı daha geç bulsaydım, demiyor değilim. Yolun dışında kalmış, ki hayat aslında ne sıkıcı ne zor bir güzergahtır, çocuk olarak bana gösterdiklerine gözümü açmasaydım da mutlu olmadığım kısıtlı sürelerde olduğum zamanları özlemezdim sanırım.
İşte o zaman, Tanrı'mla kurduğum iletişimin dıştan gözüken eksikliğini inanmıyorum diye geçiştirebilirdim.
O zaman kendimi anlatma isteğim yerine iki üç gösterişli cümle yazar, daha sık entera basar ve anlaşılmamayı umursamazdım.
Komiktir, Johnny Doe'larım ve koruyucu meleklerimin ortasında, tüm harflerim Tanrı için.
Sanırım takip ettiğim ekolün etkisi bu. Tevazum ve bariz tasavvufum şahsiyetimden gayrı kendime münhasır yegane varlıklarım. Belki hariç değiller de tam olarak onlardan bakiyim.
Kilise korolarında şarkı söylemeye başlayıp şimdi straplezlerinin içinde, sahip olduklarını teşhir etmekten zerre çekinmeyen kadınlarıma selam olsun. Zaman zaman basitlikle itham edilseler de...
Ben de ediliyorum, n'olur ki yani?
Bu yüzden edebiyat tarihçileri tarafından bir sınıfa dahil edilme vaktim gelip çattığında Mariah ile aynı klasmanda tutulmak istiyorum.
Hiçbir yazar, benim gözümde, onun eline su dökemez, çağdaşlarımın arasında.
Şovenist olmayı göze almış bu çocuk iyice,deyin. Hadi be.
...
Ekin'e teşekkür için çok iyi bir yeni sebebim var şimdi. O çirkin bacaklı, sessiz kızın hayatımın merkezine bu kadar iyi oturduğunu, daha da iyi oturacağını Cengizciğim'in hayatlarımızı tehdit eden seferlerinde birbirimize ettiğimiz yarenliklerde anlamıştım zaten.
Ve tüm o çatlak seslere rağmen bana sadaretin ve asaletin yollarını açan adamın, Baturayım'ın da aynını yapacağını biliyordum.
Arada bir Jennifer Hudson'ın Dream Girls'ün soundtrack albümünde seslendirdiği 'I'm Changing' şarkısını dinler, düşünürdüm.
How many good friends have I already lost?
Hayır, üzgünüm. Kaybettiklerim, geçmişte ve şimdi, koptuklarım, koptuğumu düşüneler iyi dostlar değillerdi.
Teşekkürler, var olanların mevcudiyetleri için.
Tuluhan, sen ne olacaksın bakalım benim için?
Halil, Tahire... Size edecek lafım olsaydı da söylemezdim. Size hissettiklerim, bunca yıldan sonra bile, götünüzü kaldıracaktır.
Hepinize teşekkürden başka sözüm yok aslında.
Johnny Doelar, sizi de seviyorum, huzur içinde uyuyun.
Ve Tanrı'm, tüm yazılarım senin için.
İşte o zaman, Tanrı'mla kurduğum iletişimin dıştan gözüken eksikliğini inanmıyorum diye geçiştirebilirdim.
O zaman kendimi anlatma isteğim yerine iki üç gösterişli cümle yazar, daha sık entera basar ve anlaşılmamayı umursamazdım.
Komiktir, Johnny Doe'larım ve koruyucu meleklerimin ortasında, tüm harflerim Tanrı için.
Sanırım takip ettiğim ekolün etkisi bu. Tevazum ve bariz tasavvufum şahsiyetimden gayrı kendime münhasır yegane varlıklarım. Belki hariç değiller de tam olarak onlardan bakiyim.
Kilise korolarında şarkı söylemeye başlayıp şimdi straplezlerinin içinde, sahip olduklarını teşhir etmekten zerre çekinmeyen kadınlarıma selam olsun. Zaman zaman basitlikle itham edilseler de...
Ben de ediliyorum, n'olur ki yani?
Bu yüzden edebiyat tarihçileri tarafından bir sınıfa dahil edilme vaktim gelip çattığında Mariah ile aynı klasmanda tutulmak istiyorum.
Hiçbir yazar, benim gözümde, onun eline su dökemez, çağdaşlarımın arasında.
Şovenist olmayı göze almış bu çocuk iyice,deyin. Hadi be.
...
Ekin'e teşekkür için çok iyi bir yeni sebebim var şimdi. O çirkin bacaklı, sessiz kızın hayatımın merkezine bu kadar iyi oturduğunu, daha da iyi oturacağını Cengizciğim'in hayatlarımızı tehdit eden seferlerinde birbirimize ettiğimiz yarenliklerde anlamıştım zaten.
Ve tüm o çatlak seslere rağmen bana sadaretin ve asaletin yollarını açan adamın, Baturayım'ın da aynını yapacağını biliyordum.
Arada bir Jennifer Hudson'ın Dream Girls'ün soundtrack albümünde seslendirdiği 'I'm Changing' şarkısını dinler, düşünürdüm.
How many good friends have I already lost?
Hayır, üzgünüm. Kaybettiklerim, geçmişte ve şimdi, koptuklarım, koptuğumu düşüneler iyi dostlar değillerdi.
Teşekkürler, var olanların mevcudiyetleri için.
Tuluhan, sen ne olacaksın bakalım benim için?
Halil, Tahire... Size edecek lafım olsaydı da söylemezdim. Size hissettiklerim, bunca yıldan sonra bile, götünüzü kaldıracaktır.
Hepinize teşekkürden başka sözüm yok aslında.
Johnny Doelar, sizi de seviyorum, huzur içinde uyuyun.
Ve Tanrı'm, tüm yazılarım senin için.
Etiketler:
Baturay,
Dream Girls,
Ekin,
Halil,
I'm Changing,
Jennifer Hudson,
Mariah Carey,
Tuluhan,
Zeynep
2.11.2010
11.02.10 - Küba'da Komünist Olmak
Yapanlar, karamsar üretiler sunduklarında, anlaşılmaz şeyler üretip ortaya sürdüklerinde yapıtlarının can hıraş kapılıp tüketilmesinin tek sebebi sürtünme kuvveti olmamalı.
Küresel bir şekilde ortaya sunulan ve artık acı edebiyatı tabirinin de üstünde bir acılar, paranoyalar, karabasanlar kitlesinin göbeğinden filiz veren yeni dönem ''sanat''ının bu randımanla kendine yer bulmasının sebebi nedir?
Alla sen herkes mi mutsuz?
Durup düşündüğümde, kendisi de üreten bi' insan olarak, etrafımda vuku bulan bu üretiş olayını, ürünlerdeki şu ''Hassiktir'' ifadesini nasıl gereksiz buluyorum anlatamam.
Farz-ı misal; Teoman yüzünden bi' kuşak ergenlikten çıkamadı. Hala oradalar.
Sürekli umutsuzca mutlu olmaya çalışan varlıkların nasıl da mutsuz sonlarına kavuştuklarını anlatıyor birileri. Yazısıyla, fotoğrafıyla, filmiyle.
Artık o kadar sıradanlaştırdılar ki bu durumu... Küba'da komünist olmak gibi bi' şey yani.
Ve bu, sanırım küresel depresyon yüzünden - evet bunu da kabullendiğimden şüpheleniyorum -, zaten yorgun adamın takatini kestiği gibi bünyeyi de durduruyor bi'. O donup kalan bünye de stop ettiren ürünü düşünmeye başlıyor. ''Noir'' ürünler de bu yüzden irdeleniyor.
Sen irdeliyorsun, o irdeliyor. Sonra başkalarına anlatıyorsunuz. Ve daha sonra bu başkaları topluluğu bir araya geliyor ve gidip kendilerine benzemeyenleri küçümsüyorlar, farklı oldukları için.
Yine farz-ı misal; bir izleyeni olarak Sex and The City'i savunmaktan yoruldum resmen.
İnsanlar bi' şey biraz aydınlık mu, biraz anlaşıldı mı ve biraz otobüste yanlarında oturan kadına da hitap etti mi ondan uzaklaşıp dışlamaktan zevk alıyorlar sanırım.
Neden?
Çünkü depresyondayız, mutsuz olmalıyız. Şartlanmamız bu. Bütün aynalar, baktığımız, kırık ya da isli olmalı.
Güzel gösteren, ışıklı aynalar basit. Onlar herkes için ve ben denilen şey herkesin dışında olmalı. Sizin acılarınız olmalı, sizin yaşanmışlıklarınız olmalı değerli olmanız için.
Ama sorsalar Küçük Emrah'la dalga geçersiniz, o ayrı. Sonuçta onu da herkes biliyor.
Ah lakin bir Ferzan Özpetek filmi ya da Küçük İskender ''şey''i olabilir sizin acınızın anlatıcısı. Hatta sizin çocukluğunuz Sigur Ros kliplerinde kalmıştır. Ve şu anda, sırf şu anda başarılı ve popüler diye ve kendi yaşanmışlığını size istediğiniz karanlıkta sunmadığından Mariah Carey sığdır.
Ama işin komik yanı elinde fotoğraf makinesi ve ''sorunlu yaşanmış ilk cinsel deneyim''i dışında hiçbir şeyi olmayan kızların derinliğinde boğulabilirsiniz çünkü içlerine(!) girmenize izin vereceklerdir.
Amacım seksist bir tutum sergilemek değil, inanın aynını yapan oğlanlar da var.
Ve hepsinin, bakın tüm genellemelerin yanlışlığına istisna getiriyorum, ortak noktası nadir yaşanır acılarıyla zor bir hayat sürdükleriyle ilgili katıksız düşünceleri.
Fakat asıl zor olan yirmibirinci yüzyılda artık tabldot halinde sunulan bu sınamalara rağmen mutlu olabilmek ve hatta biraz da basit kalabilmektir.
Sex and The City izleyen ve Mariah Carey dinleyen biri olarak bunları söylerken içim o kadar rahat ki. İsterseniz hayatımın sorunsuz, mükemmel ve harika olduğunu düşünün. Ve o yüzden bunları söylediğimi sanın. Bizim evde kasa kasa buzlu badem varmış mesela. Neyse. Evet hayatım mükemmel, onu ben yaşıyorum. Ama bu engelsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden birisi nasıl olduğunuzu sorduğunda en güzel acılı hayatın sizinki olduğunu kanıtlamaya çalışmayın ve teşekkür edin.
Saray adabı diye bi' şey vardı yahu.*
*Umarım bugün Yıldız Sarayı'yla ilgili çıkan haberler doğru değildir. İçler acısı.
Küresel bir şekilde ortaya sunulan ve artık acı edebiyatı tabirinin de üstünde bir acılar, paranoyalar, karabasanlar kitlesinin göbeğinden filiz veren yeni dönem ''sanat''ının bu randımanla kendine yer bulmasının sebebi nedir?
Alla sen herkes mi mutsuz?
Durup düşündüğümde, kendisi de üreten bi' insan olarak, etrafımda vuku bulan bu üretiş olayını, ürünlerdeki şu ''Hassiktir'' ifadesini nasıl gereksiz buluyorum anlatamam.
Farz-ı misal; Teoman yüzünden bi' kuşak ergenlikten çıkamadı. Hala oradalar.
Sürekli umutsuzca mutlu olmaya çalışan varlıkların nasıl da mutsuz sonlarına kavuştuklarını anlatıyor birileri. Yazısıyla, fotoğrafıyla, filmiyle.
Artık o kadar sıradanlaştırdılar ki bu durumu... Küba'da komünist olmak gibi bi' şey yani.
Ve bu, sanırım küresel depresyon yüzünden - evet bunu da kabullendiğimden şüpheleniyorum -, zaten yorgun adamın takatini kestiği gibi bünyeyi de durduruyor bi'. O donup kalan bünye de stop ettiren ürünü düşünmeye başlıyor. ''Noir'' ürünler de bu yüzden irdeleniyor.
Sen irdeliyorsun, o irdeliyor. Sonra başkalarına anlatıyorsunuz. Ve daha sonra bu başkaları topluluğu bir araya geliyor ve gidip kendilerine benzemeyenleri küçümsüyorlar, farklı oldukları için.
Yine farz-ı misal; bir izleyeni olarak Sex and The City'i savunmaktan yoruldum resmen.
İnsanlar bi' şey biraz aydınlık mu, biraz anlaşıldı mı ve biraz otobüste yanlarında oturan kadına da hitap etti mi ondan uzaklaşıp dışlamaktan zevk alıyorlar sanırım.
Neden?
Çünkü depresyondayız, mutsuz olmalıyız. Şartlanmamız bu. Bütün aynalar, baktığımız, kırık ya da isli olmalı.
Güzel gösteren, ışıklı aynalar basit. Onlar herkes için ve ben denilen şey herkesin dışında olmalı. Sizin acılarınız olmalı, sizin yaşanmışlıklarınız olmalı değerli olmanız için.
Ama sorsalar Küçük Emrah'la dalga geçersiniz, o ayrı. Sonuçta onu da herkes biliyor.
Ah lakin bir Ferzan Özpetek filmi ya da Küçük İskender ''şey''i olabilir sizin acınızın anlatıcısı. Hatta sizin çocukluğunuz Sigur Ros kliplerinde kalmıştır. Ve şu anda, sırf şu anda başarılı ve popüler diye ve kendi yaşanmışlığını size istediğiniz karanlıkta sunmadığından Mariah Carey sığdır.
Ama işin komik yanı elinde fotoğraf makinesi ve ''sorunlu yaşanmış ilk cinsel deneyim''i dışında hiçbir şeyi olmayan kızların derinliğinde boğulabilirsiniz çünkü içlerine(!) girmenize izin vereceklerdir.
Amacım seksist bir tutum sergilemek değil, inanın aynını yapan oğlanlar da var.
Ve hepsinin, bakın tüm genellemelerin yanlışlığına istisna getiriyorum, ortak noktası nadir yaşanır acılarıyla zor bir hayat sürdükleriyle ilgili katıksız düşünceleri.
Fakat asıl zor olan yirmibirinci yüzyılda artık tabldot halinde sunulan bu sınamalara rağmen mutlu olabilmek ve hatta biraz da basit kalabilmektir.
Sex and The City izleyen ve Mariah Carey dinleyen biri olarak bunları söylerken içim o kadar rahat ki. İsterseniz hayatımın sorunsuz, mükemmel ve harika olduğunu düşünün. Ve o yüzden bunları söylediğimi sanın. Bizim evde kasa kasa buzlu badem varmış mesela. Neyse. Evet hayatım mükemmel, onu ben yaşıyorum. Ama bu engelsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden birisi nasıl olduğunuzu sorduğunda en güzel acılı hayatın sizinki olduğunu kanıtlamaya çalışmayın ve teşekkür edin.
Saray adabı diye bi' şey vardı yahu.*
*Umarım bugün Yıldız Sarayı'yla ilgili çıkan haberler doğru değildir. İçler acısı.
10.14.2009
Butterfly
I can't pretend these tears
Aren't overflowing steadily
I can't prevent this hurt from
Almost overtaking me
But I will stand and say goodbye
For you'll never be mine
Until you know the way it feels to fly
Spread your wings and prepare to fly
For you have become a butterfly
Fly abandonedly into the sun
If you should return to me
I will know you're mine
We truly were meant to be
So spread your wings and fly
Butterfly
9.22.2009
22.09.09 - L'arc-en-ciel
Ne diyorduk az önce, Bach'ı Bach değilmişcesine çalmak için onu tanımak... Benim örneğim de, herhangi bir yazıyı E. Şafak gibi yazabileceğim yönünde oldu. Eh şimdi deneyeceğim. M.Carey'den bi' şarkıdan alıntı yapıp E.Şafak tarzını uygulayacağım.
Bakalım ne, ne kadar olacak...
Tender love's what you're giving me and
You surpass all my fantasies and
I keep thanking the Lord above for
Blessing me with oh so much
You surpass all my fantasies and
I keep thanking the Lord above for
Blessing me with oh so much
Ben hayal kurdukça, kurulan yolumu, çıkınımı kurdu kuruşturdu. Kurularla yaşlar arasında gidip gelirken, yol üstündeyken ben, sen tüm hayallerimi alt üst ederken uzadı yol, varılmaz oldu durak. Saflık içre saflık ve bir tutam gençlikle verdin sevgini ki bunların tümü, tekmili, otuz ikisinden de fazlası ama en nihayetinde kudretleri ikiyi geçmeyenler, bir topak halinde zembille iniverdiler gökten. Rabbi insanı daha büyük neyle kutsadı bugüne dek?
Evet evet, Okur, bu tam olarak senin için yazıldı. Bakalım beğenecek misin? Ha bu arada, kim aksini iddia edebilir, tüm yazılar, tüm yazılarım şüphesiz Okur için yazıldı desem.
Hamuş: Şarkı Mariah Carey'den Yours. Öylesine seçilmedi, pek severim. Okur içindir, Okur da bilsin diye özellikle seçilmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)