Loren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Loren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.04.2009

04.09.09 - Güvenkıran


İzmir'de, eczanede , biz topuk çatlakları için vazelin ve toz halindeki salisilik asidi karıştırıp majistral bir krem yapardık ki bu krem kurumuş ve çatlamış deriyi yakarak yerine yeni ve sağlıklı bir deri gelmesini sağlar bu sırada vazelin bölgeyi nemli tutup acıyı dindirirdi.

Peki güven çatlakları için neyle neyi karıştırıp bir merhem hazırlanabilir?

Güvenmenin gittikçe zorlaştığı bugünlerde, zaten güven yoksunu varlıklar olarak gezen insanlar tam da güvendikleri birini bulduklarını düşündüklerinde acele ettiklerini/büyük konuştuklarını/Tanrı'nın kendilerine güldüğünü akıllarından çıkarmamalılar.

Güven eksikliğinden manyak olsun insanlar, demiyorum tabi ki. Ama...

Şöyle anlatayım, ben görerek ve bilerek inanan biriyim, pek çok diğer insan gibi. Hayatımdaki hiç kimse hakkında, kendim hakkımda bildiğimden daha çok şey de bilmiyorum. Buna rağmen, bazen kendime olan güvenim bile sarsılıyor ki bu cümlede geçen güven kelimesi özgüven kelimesinin anlamından çok 'yakıştıramamak' kelimesine yakın.

Peki 21yy. insanı kendisine ve babasına güvenemezken, oldu da birisine güvendi diyelim. Ve sonrasında güveni sarsıldı. Ne yapmalı?

Güvenkırıcının konusuna ve önemine göre değişebilecek bu ' To Do List' kişinin ve kişinin önemine göre de şekillenecektir. Eğer bu ademoğlu/havvakızı sizin güveninizi tekrar verme pahasına hayatınızdan çıkartamayacağınız birisiyse ikinci bir şans verin derim ben.

Belki de bu merhemin formülü olabilir. Sabır ve tekrar güvenme isteği.

Güvenkırıcının mevcudiyetine rağmen o kişi yakınınızda tutmanız salisilik asit misali sizi ( sizi burada iki kişi ) dağlayacakken tekrar güvenme isteğiniz sizi bir arada tutacaktır.

Ve eğer başarabilirseniz, bi' ihtimal, her şey eskisinden de iyi olabilir...

**********************************************************

Aşüftevi'den bu yana insan ilişkileriyle ilgili yazmadım, özlemişim. Şimdi efendim biz bloga dönelim madem...

Dün Oytun'la birlikte Yeditepe Üniversitesi'ne, Oytun'un ders kayıtlarını yapmaya gittik ve neredeyse bütün gün orada geçti.

Karin Karakaşlı'yla tanıştım bu arada ama sanırım daha canayakın birini bekliyordum. Çok meşguldü, belki sebep budur.

İçeri girişimizden yüzyıllar sonra okulda işimiz bitip Kadıköy'e doğru yola çıktığımızda Deniz'de kalmaya karar verdim ve karşıya geçtik.

Akşam da çok eğlenceli bir masa olduk ki masanın mevcut sayısı üçten başlayıp ona çıktı. Masadaki ezici çoğunluk İzmirliydi.

Geçen sefer Loren'dan fotoğrafları alıp koyacağım tarzında laflar edip hala o fotoğraflara ulaşamadığım için fotoğraf koyacağım yazmaya yüzüm yok ama umudum var.

Bir de... De la Bülent à l'Elif yazısını yazdığım sırada kardeşim olacak insansının Facebook'ta arkadaşının gönderdiği bir videoya yaptığı yorumun fotoğrafı aşağıda.


Annemi İzmir'e yolcu edeceğiz bugün. İki hafta göremeyeceğim onu ama sonrasında çok büyük bir ihtimalle buraya taşınacak. Gelirken ayağımı sürüdüp, niyetim İstanbul'u yirmi milyon yapmak.

9.02.2009

02.09.09 - Kilo Verdim!

İstanbul, İstanbul, İstanbul...

Burada yağmur yağıyor! Hem de eylülde!

Evet, bir İzmir'li olarak bu yadırgama/kötüleme dolu cümleleri daha uzun uzun ( yetmişbeş seksen yıl) usanmadan kuracağım.

Tabi hepsi bu metinde olmayacağından şimdi başka cümleler kurma zamanı diyebiliriz.

Destination değil de journey olan yolculuğum 31.08.09 akşamı Metro adlı seyahat şirketinin saat 23.00te hareket eden çift katlı otobüsüne binmemle başladı. Validem ve Oytun da yanımdaydılar.

Ortalarında masa olan dörtlü koltuk öbeklerinden birinin üç koltuğunu istemiş olsak da annem ve biz farklı öbeklere oturtulduk ve dahası, oturma düzenimizin aldığı en son şeklin bilet kesim numaralarıyla alakası yoktu.

Kör topal bir yolculuktu. Zaten havalandırma sistemi de üst kattakiler aşağıya üflüyormuş da o hava oradan geliyormuş gibicesine çalışıyordu.

Susurluk'ta soğuk sandviç aldık ve bayat çıktı.

Ha bu arada, benimle aynı bölümü kazanmış ve öncesinde de bir dönem lisede aynı okulda okuduğum bir arkadaşım da bizimle aynı otobüsteydi. Üst katta oturuyordu ve anlattığına göre üst katın çilesi daha da büyükmüş.

Sabah şaşırtıcı bir şekilde sağsalim İstanbul'a ulaştığımızda her şeyin daha yeni başladığını, o günün kabuslar kabusu bir gün olacağını ne körpe bedenim ne de körpe aklım asla tasavvur etmemişlerdi.

Bizi ağırlayacak olan kuzenim - annemin kuzeni daha doğrusu - Ebru Abla'mın evine girip bir kaç dakika eşya yerleşimi yaptıktan sonra kapıdan çıktık ve o kapıdan içeriye tekrar girdiğimizde saat dörtbilmemkaç idi ve ben İstanbul'dan hali hazırda sıkılmıştım.

O günün akşamı, Oytun'u yanına alan - Oytun'un yurdu ayın beşinde açılacakmış, tabi bizim bundan haberimiz yoktu - arkadaşı Deniz'in evine gittim. Çok sevimli bir kız olmasının yanı sıra - Derya, okuyorsan eğer bana seni hatırlattı hep =( - evinde hayatımda gördüğüm en sevimli köpek vardı. O kadar ki, ilk defa köpek sevdim.

Ben kedi insanıyımdır.

Sonracığıma, dün, Loren ve onun pek cici arkadaşı Melisa'yla buluştuk BenDeniz ve Oytun. Melisa oruçlu olmasına rağmen bizim tüm tüketim çılgınlığımıza katlandığı için muhtemelen bir ömr-ü hayatı boyunca oruç tutmaktan muaf tutulurdu ama Tanrı ve sistemi pek adil değil malumunuz.

İşte bugün de Deniz'in evinden Ebru Abla'mın evine dönüş hattı üzerinde Haydarpaşa'da durmuş olan vapurun Kadıköy'e doğru tekrar hareket etmesini bekliyorum. Şenel ve Ayşegül Ablaların tanıdıklarından oluşan bir öğrenci evine bakacağız sanırım. Zira yurdum, Avcılar diye bir yerde ve İzmir mesafeleriyle anlatırsak eğer;

Okul - Yurt ( Beyazıt - Avcılar ) = Ev - Buca Anadolu
Okul - Kadıköy = İzmir - Bergama x 2

Biraz daha mesafeyi göze alırsam her gün uçakla İzmir'e dönüp yatağımda uyuyabilirim.

Az önce ( tabi siz bilmiyorsunuz ben yazıyı yarım bırakıp vapurdan indim eve geldim duş aldım ohoo... ) baktım yetmiş kiloyum. Geçen hafta bundan bi' iki daha fazlaydım.

İstanbul'un bu yanını sevebilirim bu düzenle kilo verirsem.

Not: Günün akışı dahilinde kısamesaj yoluyla İzmir'de olup olmadığımı sorup İzmir'de olmadığımı hatırlatan Zeynep ve Gökhan'a da sevgilerden bir demet. Değilim efendim İzmir'de ne yazık ki. Bayramda artık.

=(