5.31.2011

Ben

İzmir'de doğdum. Ve orada olduğum süre boyunca tüm kalbimle dünyanın en güzel yerinde yaşadığımdan emindim.
İlköğretim boyunca ''Hadi bakalım Alidan...'' esprisine maruz kaldım. Lisede sadece Fransızca öğrendim. Hala, akranlarım anayasa çalışıp kadavra incelerken, tek yaptığım şey Fransızca'yla uğraşmak.
Henüz pişman olmadım bundan.
Tabi arada İstanbul'a yerleştim. Bu taşınma pek çok şeyi değiştirdi şüphesiz. İzmir'le e orada yaşayan insanlarla aramdaki mesafenin coğrafi açıdan artması duygusal olarak da uzaklaşmama sebep oldu. Uzaklaşmaların bazıları işime geldi, bazıları beni üzüyor. Bazıları ise henüz sınıflandırılamıyorlar.
Bazen, sabahları uyandığımda orada olmayı diliyorum. Okul servisine yetişme güdüsüyle hızla giyinip Buca'da bir dağda bulmak istiyorum kendimi. Sonra daha az eğlenceli anılar geliyor aklıma. İzmir'de olmadığını bildiğim fırsatlar, o şehrin sokaklarında yüzüstü bırakılışlarım, çocukluk hatalarım...
Tüm bunlar İstanbul'da uyandığım için mutlu olmamı sağlamasa da İzmir'de değilim diye üzülmemi engelliyor. Sanırım.
Neyse ki İstanbul'la iyi anlaşıyoruz. Yine de buradaki havanın rahatlığının sebebi bir otel olması. İzmir'in havası, ne olursa olsun, bir ev olacak benim için. Bir daha asla temelli kalmak için dönmeyeceksem de oraya gitme isteğimi bastıramayacağım.
Hayatım göreceyle sabit manyaklılarla yaşayan bir sürü insan ve Johnie Doe'lar ile dolu. Galiba onlar sayesinde anlatacaklarım bitmiyor. Beni dolduruyorlar ve ben de kağıtlara taşıyorum. Bazen çizgili, bazen süper emici fil halkalı kağıtlar oluyor bunlar.
Durup düşündüğümde hayatımda yer alan ya da geçip giderken iz bırakan insanları, çoğunun ortak noktası İzmir. Sırf orada yaşarken tanıştıklarımın değil, buradakilerin de. Enteresan bir diasporayız. Birbirimize aşık oluyoruz.

Evet, İzmir'in en güzel olmadığı konusunda şüphem yok. Ama sanırım tanışabileceğim adamların ve kadınların en iyileri İzmir milliyetçiliğinden yoksun İzmirliler olacaklar. Özellikle İzmir dışındaki dünya için.

Her şey bi' yana, kişisel tecrübelerime dayanarak konuşuyorum, kimse İzmirliler gibi öpüşemiyor.

5.22.2011

Aşık Olma Şartları

Birinin arkasından yeteri kadar üzülürseniz, onun için ''gerçek''leştirdiğiniz üzülme eylemi yapılan bi' şey olmaktan çıkar ve olduğunuz kişinin temel özelliklerinden biri haline gelir. Sonrasında ne kadar mutlu olursanız olun o, oradadır. Biraz güçten düşebilir, zaman zaman kuvveti ve tesiri artabilir. Ama artık bu hüzün için farkındalığınız gerekli değildir.
Bazılarım bunu tecrübe diye adlandırmaya meyilliler.
Birinin arkasından üzülme duygusu samimiyetle yaşanıyorsa bu o kişiyle paylaşılanın onurlandırılması, yüceltilmesi anlamına gelebilir ki bu da o kişiyle yaşanılan duyguların tekrar yakalanamayacağı inancını doğurabilir.
Bazılarımız aşka inanır. Bazılarımız inanmaz. İnananlar da içlerinde aşkın sadece bir kez yaşanabileceğini savunanlar ve bunun birden çok defa gerçekleşebileceğini düşünenler gibi gruplara ayrılır.
Bence aşk zamansal olarak sadece bir kez elde edilebilen bir olgudur. İnsanın, her birimizin, sevme konusunda belli bir kapasitesi vardır e bu miktar hazır olunduğunda bir sevgiliden diğerine geçer. Şahsen buna inanıyor olsam da gerçekleştirebildiğim söylenemez.
Yine de beynim sonsuz ihtimalleri algılayamasa da bir sınıra tabi olduğumuz düşüncesini reddediyorum.

Cevap bulmamız gereken, giden birinin arkasından boşlukta kalan ''aşk''ın bir diğer aşığa kanalize olması için ne gibi durumlar sağlanmalıdır?

5.19.2011

Senin de O İlişkide Hakların Olduğunu Unutmuştum

Bırakıp gitmesinden korkacak kadar birisine tutulmayı arzuluyorum. Oysa nasıl yorardı bu beni. Satır satır tükenirken mutluluğum kendime bile itiraf etmekten çekinip, haz duyuyordum bundan. Bana bunu yaşattığın için sana kızardım. Bi' nevi oyundu bu benim için. Blöf yapabilirdik, gideceğimiz yol kapının eşiği olabilirdi ancak.
Ve illa kapı çarpılacaksa, içten çarpılırdı sadece.
Yaptığımızın, yaşadığımız şeyin bizi gerçekten yok edebileceğini düşünmemiştim. Ben bunlarla bitmezdim.
Seni düşünmediğim, özgür iradeni yok saydığım kısım buydu. Sonra sen gerçekten gitmekten söz etmeye başladın. Öngöremedim. Benim için hala oyundu bu.
Kadıköy ve Beşikaş'ta oynadığımız saklambaşlar misali.
Kapının dışına çıkıp seni son kez öptüğüm gün içten içe inkar etsem de, o an fark ettim oyunlar da biz de çok önce bitmiştik.
Şimdi anlıyorum. Senden gidenler, sana gelmeyenler ve senin gidemediklerin yüzünden olduğun yerde durmak senin için zaten zorken ben bi' de kendi dramamı yaydım üstüne.
Şu anda gitme arzusunu takdir ediyorum. Senin başlattığın süreç sebebiyle. Ama nereye?

Cevabın İzmir olmayışı üzücü. O koyda beni oyalayacak balık kalmadığını, artık, biliyorum.

5.18.2011

Eksikliklerim

Eksikliklerim içinde, şüphesiz, kendimi yitirdim hep. Öylesine kaybettim ki yolumu, öylesine değiştim ki sen benden uzaklaştıktan sonra, uzaklaştıkça. Yaşantının sunduğu her küçük gülümseyiş bu eksiklikleri tamamlayacakmış gibi, şüphesiz, atılmaya hazır kollarına; açtım kalbimi. Yapmamam mı gerekir diye düşünmeye gerek görmeden, koşar adım ve bodoslama girdim iğneli fıçıya da en mantıklı hareketin pamuk tarlasındaymış izlenimi yaratmak olduğunu düşündüm durdum. Tenimin derinliklerine kadar iğnelerin ısırışlarını her hissettiğimde yalancı bir gülümseyişle karşılık verdim sana. Oysa sen beni benim seni gördüğüm gibi görmüyordun, dinlemekten pişman olmasam da duymayı tercih etmeyeceğim iğnelerden teker teker bahsettin. Konuştum seninle; kulak vermemi sağladığım sözlerimle. Aşık değil de danışman gibi, hiç yoktan iyidir mantığıyla yanında oldum. Ve şimdiyse; benden istediğin şeyi yapacağım.
Avuçlarım kanasa da şarkıda dediği gibi, nefes alamasam da, bunu yapmak beni öldürüyor olsa da; yapacağım. Hiç bir zaman kuvvetli inançları olmayan ben, şimdi bir inancı kutsayacağım seninle, sırf sen istiyorsun diye, sırf o seni üzmeyecek kadar saf diye, sırf arkadaşım olursa yanındaki nefretim kırılabilir, aşkım körelebilir diye.
Ah... Ama Tanrı'm; acıtıyor. Cidden kanayacak gibi sızlıyor avuçlarım, bileklerim. Nabzımın atışı yüzünden seyirişlerinin yoğunluğu ve gücü ve onlara baktıkça gözümde büyüyen, çaresizliğimle dost olabilecek gibi görünen, jiletin sevimli görüntüsü. Daha fazla dayanmadan başka herhangi bir sıkıntıya, kendimden bile sıyrılıp gitme düşüncesiyle lekelenen o kan kaplı jilet kurtarıcım olabilir.
Ama seni yanımda götüremem ki...
Korunmak için karanlıklardan kalkana ihtiyacım var, hissediyorum; battaniyenin altında olmak yetmiyor bu gece. Tek dileğim sana açıklayabilmiş olmak bunun benimle ilgili olduğunu, seni bağlayan bir durumun söz konusu olmadığını. Ve yine evet ki; ben senin dostun olacağım, senin benim için ne olacağın benim sorunum. Ağladığımda da bu beni ilgilendirecek hep, üzüldüğümü fark etmeyeceksin bir daha ya da sana ne hissettiğimle ilgili ne yorum ne ima olacak.
Sadece tek bir şey; benim olma ihtimalinin olduğunu düşündüğüm günler hep aklımda olacak ve seni özleyeceğim.

5 Mayıs 08

5.17.2011

Verilebileceklerin En İyisi

Sana tam bir adam olmadığını söyleyen çıkmadı, değil mi hiç? Buz dağları barındıran bakışları olan, ferleri sönmüş yeşil gözlü ve ruhtan yoksun insan kabuğu olmaktan ileriye gidemedin sen hiç. Ben ise senin sıcaklığını hissetmeyi hayal ettim hep çünkü soğukluğunun tenimi acıtmasından öteye geçemedim bir türlü. Bu yüzden gerçekleşmesini mantıklı olan tek şey, bitmesine izin vermek.

Sana obsesif olduğunu söyleyen çıkmadı değil mi? Hak etmediğin halde sana verdiğim ve sırf bu yüzden yorulduğum aşkıma sıradan bir kelime muamelesi yaptın. Benim ''Bitti.'' deme yolum bu.

Sana güven ve saygının mutlaka kazanman gereken iki şey olduğunu kanıksayacağını da söyleyen çıkmadı değil mi? İki şeyde iyi değildin zaten. Birincisi saygının gerekliliğine inanmazdın, güvenmezdin başkasına, ikincisiyse konu beni sevmek olduğunda oturup hiç tanımadığı birinin dertlerini çözen sen, ilgisizdin. Asla hiçbir şey vermedin ve sanırım bu gelen benim sıram...

Çünkü ben sana verebileceğimin en iyisini verdim. Günlerimi, haftalarımı... Aylarımı ve yıllarımı da verirdim, sen böyle olmasaydın. Ama ben sana, dedim ya, verebileceğim şeylerin en iyisini verdim, sen ise daha değersizlermiş gibi davrandın. Bu sebepledir ki; geriye kalan bir şeyim yok.

Sanırım sen ve ben, biz olmayı bitirdik.

21 Ocak 08 - İzmir